SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMADA KADININ ROLÜ

Medeniyetin kurulmasından itibaren dünyanın dört bir yanında kadınlar doğal kaynakları kullanarak ailelerinin beslenme ve bakımından sorumludur. Doğurmak, doyurmak, büyütmek ve en önemlisi eğitmek için çevreyi kullanırlar ve bu nedenle çevresel değişikliklerden de en fazla kadınlar etkilenirler. Ancak Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafında yapılan bir araştırmaya göre yoksulluk gibi durumlarla karşılaşsalar dahi kadınlar ailesi için besin sağlama yükümlülüğünü gerçekleştirirken doğal kaynaklara ve çevreye zarar verici uygulamalardan kaçınırlar (Alıca, S. 2017). Çünkü belki de doğurganlığın ve üretebilmenin etkisiyle çevre ile daha fazla iletişim içerisinde olan kadın, kendini çevreye karşı daha sorumlu ve duyarlı hissetmiştir. 

Gelişmekte olan ülkelerde kadınlar gıdanın %60-80’inin üretirken, miras yasaları ve gelenek-görenekler sebebiyle dünya çapındaki bu arazilerin resmi olarak yalnızca %2’ine sahipler, ayrıca kredi ve sigorta alma konusunda da engellerle karşılaşıyorlar. Aileleri için kaynakların yönetimi ve korunmasından sorumlu olan kadınlar; su taşımak, depolamak, yakıt, yiyecek ve yem kaynaklarını güvence altına almak ve orman, sulak alanlar veya tarım arazileri gibi arazileri yönetmek için çok fazla zaman harcıyorlar. Kuraklık, düzensiz yağışlar veya şiddetli fırtınalar bu temel kaynaklara erişimi etkilediğinde, kadınların ve ailelerinin yaşamları yoğun şekilde etkileniyor. Araştırmalar, doğal afetlerin orantısız bir şekilde kadınları etkilediğini, kadınların yaşam beklentilerini düşürdüğünü ve özellikle cinsiyet eşitliği seviyelerinin düşük olduğu yerlerde erkeklerden daha fazla kadını öldürdüğünü gösteriyor. (UN Women)

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporuna göre iklim değişikliği bölgeler, yaşlar, sınıflar, gelir grupları, meslekler ve kadın-erkek cinsiyet grupları için farklı etkilere sahip olmakla birlikte kadınlar ve çocuklar en olumsuz etkilenen gruplardır. Örneğin kadınlar ve kızlar gelişmekte olan ülkelerde su toplamanın ana yükünü taşıyor. Üçte ikisi Asya'da ve dörtte biri Sahra altı Afrika'da yaşayan yaklaşık 2,5 milyar insan hala iyileştirilmemiş sanitasyon tesisleri kullanıyor ve 748 milyon insan temiz suya sahip değil. Suya ulaşmak için ise kadınlar ve kızlar güvenliği olmayan korunmasız alanlarda kilometrelerce mesafe kat ediyor ve şiddete karşı daha savunmasız hale geliyorlar, ayrıca bu durum en doğal hak olan eğitim için zamanlarının kalmamasına yol açıyor. Sahra altı Afrika'daki 25 ülke üzerinde yapılan bir araştırma, bölgedeki su toplayıcılarının yüzde 71'inin kadın ve kız olduğunu ve kadınların yalnızca bir günde toplu olarak su getirmek için tahmini 16 milyon saat harcadığını gösteriyor, erkekler için ise bu rakam 6 milyon (UN Women). Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2001 Raporuna göre sefalet içinde yaşayan 1,3 milyar insanın yaklaşık %70’i de kadınlardan oluşuyor.

Buna karşılık mevcut doğal kaynaklarla ailesine gıda, yakıt barınak sağlayan kadınlar, kaynakların sürdürülebilir kullanılmasında kilit bir rol oynuyorlar. Nitekim Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon: “Dünya kadınları sürdürülebilir kalkınma, barış ve güvenliğin anahtarıdır” demiştir.  2007 İsveç hükümeti raporuna göre gelişmiş Kuzey ülkelerindeki kadınların erkeklerden daha az karbon ayak izine sahip olduğu ve hane içinde ya da seyahatlerde kararlarını “yeşil”den yana verdiği görülmektedir. 

Kadın ve Çevre ilişkisinin gözetilmesi ve politika haline getirilmesi ile ilgili olarak 1990’lı yıllardan beri çeşitli platformlar, hedefler vb. çalışmalar olsa da en heyecan verici olanı 2015 yılında gerçekleşen Paris Konferansı’nda ülkelerin iklim değişikliğini önlemek ve karbon emisyonlarını azaltmak için verdikleri taahhütlerinin yanında, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki yükümlülüklerini de göz önünde bulundurmayı taahhüt etmeleri olmuştur. 

Dünya nüfusunun yarısından biraz fazlası kadınlardan oluşmaktadır, ancak diğer yarısı da kadınlar tarafından büyütülmekte, yetiştirilmekte ve eğitilmektedir. Sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirebilmek için eğitimde, bilim ve teknolojide fırsat eşitliği sağlanmalı, daha fazla çevre mühendisi (çevre görevlisi değil), inşaat mühendisi, mimar, şehir bölge planlamacı, deniz biyoloğu ve ilgili bilim alanlarında yetişmiş kadınların olması ve resmi kurum ve kuruluşlarda, siyasi kademelerde, sivil toplum örgütlerinde karar verici noktada görev almaları gerekmektedir.

Çevresel alanlarda mesleki olarak çalışmanın dışında da kadınlara birçok görev düşmektedir. Bunlardan ilki israfı önlemek ve bilinçli bir tüketici olmak, çocuklarımızı da bu şekilde yetiştirmektir. Özellikle atık oluşturmayacak yaklaşımları benimsemek, atıkların oluşması durumunda da oluştukları noktada birbirinden ayrı toplayarak geri dönüşüme kazandırmak oldukça önemlidir. Kadınların çevre ve tüketim konusunda daha bilinçli olması için televizyon programları ve reklamlar yapılabilir, dizi ve filmlerde uygun sahneler yerleştirilebilir.

Son yıllarda atıklardan yeni ürünler elde etmek ve özelliklere kadınlara yeni gelir modelleri yaratmak gelişmiş ülkelerin ajandasında yer almaktadır. Tarım alanında aktif rol oynayan kadınların özellikle organik tarım, sürdürülebilir su ve toprak kullanımı, sorumlu gübre ve tarım ilacı kullanımı konusunda eğitilmesi önemlidir. Yine gelişmiş ülkelerde yenilenebilir enerji yatırımları yapan kadınlara yönelik teşvik mekanizmaları geliştirilmiş olup ülkemizde de bu tarz yaklaşımların benimsenmesi önemlidir. 

Bu yaklaşımlar çerçevesinde kadınların dünyamızın sürdürülebilirliği açısından oynadıkları rolün farkında olup eşitlik aramaları, haklarının farkında olup çevre politikalarında karar verici mercilere gelmek için daha çok çalışmaları dünyamızın geleceği için de önemlidir.

Erkeklere düşen görev ise yalnızca kadınların önünde engel olmayı bırakmalarıdır, zira kadınların bundan başka bir şeye ihtiyacı yoktur!

Tüm emekçi kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

Yağmur CENGİZ EROĞLU
Çevre ve Sürdürülebilirlik Uzmanı